MİHRAC URAL VE PAPATYALARINI TANIYALIM

  • İbrahim YALÇIN.
  • Mihrac Ural; Muhaberat elemanı, kod adı Sırtlan. THKP-C Acilciler örgütünü polise satan adamsız. İnsanlık düşmanı eroin kaçakçılarının ‘numune’ taşıyıcısı. Nebil Rahuma yoldaşımızı polise veren Soysuz. Ali Çakmaklı, Müntecep Kesici, Gökhan Saç(sami) Zihni Alan(Yusuf), Hanna Maptunoglu adlı yoldaşlarımızı öldürten Katil. Lübnan’da (Trablus) Filistinlilerin kendi aralarındaki savaşta, Suriye yanlısı Ebu Nidal örgütü saflarında yer alarak, yoldaşlarımızın, Yaser Arafat’ın el-fetih örgütü tarafından öldürülmesine neden olan İşbirlikçi. Süleyman Kılıç, Vedat Erdal, Selahattin Kaya ve Kuvvettin Külekci adlı yoldaşlar, Türkiyeli hiçbir devrimci örgütün taraf olmadığı bu çatışmada öldürülmüştür. Mihrac Ural adlı soysuz, öldürülen yoldaşlarımızın her biri için Ebu-nidal örgütünden 50’şer bin dolar kan parası almış, her ay düzenli olarak belli bir miktar para almaya da devam ediyor.

    Günay Karaca yoldaşın Türkiye’ye dönerken, ’sınırı geçer geçmez kafasına kurşun sıkarak öldürülmesi’ için Murat Sahillioğlu’na( Semir-Ertan) talimat(!) veren sahte ‘devrimci’.

    Esrar-Eroin kaçakçılarının, kendi aralarındaki anlaşmazlık sonucu, birbirlerini ortadan kaldırmak üzere dalaştıklarında, ihaleyi devrettikleri tetikçi..( Antakyalı Vural adlı bir mafya bozuntusunun, anlaşmazlığa düştüğü ortağını ‘ortadan kaldırmak’ için Mihrac Ural’a havale edilen tetiklilik görevini Cafer yoldaşa ‘’ devrimci görev’’ diye vermiş ve yoldaş, bu olay esnasında, yaşadığı dehşet karşısında çıldırmıştır. Hiçbir tedavi görmeyen yoldaş uzun bir süre sonra da ölmüştür. Cafer yoldaşın hanımı kısa bir süre Mihrac Ural’ın hizmetçiliğini yapmış, daha sonra, Mihrac Ural’ın eşi Malak Fadal tarafından evden kovulmuştur!!! (..) Mihrac Ural, kelimenin gerçek anlamıyla bir örgüt hırsızıdır. 1977 ortalarında, Antakya’dan İstanbul örgütüne gönderilen dinamit ve silahlar, İstanbul örgütüne para karşılığı satılmıştır. Yıllar sonra bu dinamit ve silahların örgütlenmenin Antakya birimine ait olduğu anlaşılmıştır. İstanbul örgütünden alınan bu para Mihrac Ural’ın kız kardeşi Mihrican Ural’ın düğün ve Amerika’daki balayı(!) masraflarında kullanılmıştır. Aynı şekilde Kayseri’den Hatay’a yollanan silahlar bir kez daha İstanbul örgütüne, Haydar Yılmaz’a parayla satılmış, bir süre sonra, bu silahların, Kayseri bölgesinden kullanıldığı için Hatay’a aktarıldığı anlaşılmıştır. Mihrac Ural, bu örgüte adımını attığı andan itibaren hırsızlık yapmak ve hep sahtekârca davranmak ve kendini gizlemek durumunda kalmıştır. Örgüt mallarını örgüt birimlerine satarak para kazanmak gibi en aşağılık işleri yapmaktan hiçbir sakınca görmemiştir. Samandağ Ziraat Bankası Soygun’u ( kamulaştırma değil soygun) esnasında alınan paralar Mihrac Ural ve çetesi tarafından bölüşülmüş, örgütlenmeye aktarılmamıştır.
    Devamı linkte-tıklayınız.





  • 24 Şubat 2011 Perşembe

    BUNLAR BELGEDİR.SURİYE AJANI MİHRAC URAL’DAN SURİYE ÖĞRETİLER...

    İbrahim Yalçın

    Mihrac Ural’ın, Acilciler örgütü içerisine sızdırılmış bir ajan oldugunu söylerken laf olsun diye konuşmuyorduk.  Aşağıda üç belge yayınlıyorum. Bunlar Suriye’de çıkartılan CEHPE Dergisi’nin değişik sayılarında çıkan, Mihrac Ural’ın yazılarıdır.
    Bu belgelerden birincisi, ‘’EMEKÇİ HALKIN DİRENİŞİ FİLİZLENİYOR’’ adı altında, Mayıs -Haziran 1982 sayı  9-10’da yayınlanmıştır.
    Emekçi halkın direnişi, derken yanlış anlaşılmasın. Okuyup göreceksiniz, Türkiye genelinden bahsedilmiyor. Çetleşmelerinden öğrendiğimiz, ‘’Kapsama alanım’’ dediği Hatay emekçi halkının direnişinin filizlendiğinden bahsediyor.
    ’ Askeri  faşist cunta Hatay’da binlerce devrimciyi tutukladı ‘’diye başlıyor. Dikkatle okuyunuz.
    Tarih 1982, 12 Eylül zulmünün ülke genelinde devrimci hareketi  kan ve gözyaşları arasında boğmaya çalıştığı, Hapishanelerinde onbinlerce devrimcinin işkence gördüğü, tüm demokratik kitle örgütlerinin (dernekler- sendikalar-meslek odaları)  yasa-dışı ilan edilerek yöneticilerinin sorgulanarak tutuklandığı bir dönemde, bunlardan bahsetmiyor, bunları  yok sayarak, olmayan olmayan bir Hatay direnişi(!) yaratıyor ve bu direnişi aklınca Suriye’ye pazarlıyor.
     ‘’Askeri faşist cunta Hatay emekçilerinin girişimleri karşısında kudurmuşa döndü’’ diye yazabiliyor.
    Sormak gerek, Önce Hataylı devrimcilere, daha sonra da Türkiyeli devrimcilere sormak gerek. Hatay emekçilerinin hangi girişimleri karşısında faşist cunta kudurmuşa döndü? Bileniniz var mı?
    Bu yazıyı olduğu gibi aktarıyorum.  THKP-C ( Acilciler) Merkez Komitesi imzalı bu Belge’yi okurken, Adı geçen tarihte, Acilciler MK Üyeleri’ni kim seçmiş?! Bunlar kim’ler(miş)?! Diye merak etmeyiniz. Bunların hepsi uydurmadır.
    BELGE BİR...



    İkinci belge, Suriye üzerinedir.
    CEPHE Dergisi, Şubat 1986 tarihli sayısı sayfa 20.
    Yazı başlığı ‘’SURİYE’DE PARLEMENTO SEÇİMLERİ’’
    Hemen belirteyim. Bu yazı başlıgındaki yanlış bana ait değildir. ‘’PARLEMENTO’’(!) yazılmış, doğrusu ‘’PARLAMENTO’’ olacak. Bu yazıyı yazan kişi Mihrac Ural’dır. Yazının altında Hanna MAPTUNOĞLU’ imzası olması sizleri şaşırtmasın. Hanna yoldaş 1983 tarihinde, yani bu yazıdan 3 yıl önce bir trafik kazası(!) sonucu çoktan ölmüştü.
    Bu belgeyi de olduğu gibi okuyucuya aktarıyorum. Bu yazıyı yazan kişinin Suriye istihbarat sorumlusu falan olduğunu sanmayın. Bu yazıyı yazan, içimizdeki ajan Mihrac URAL’dır. SURİYE’deki parlamento seçimleri maskaralığını ancak bu şekilde cilalayarak yutturmaya çaılışabilirsiniz.
    ‘’Suriye Halk demokrasisi’(!)’nden bahsediyor. Parlamento seçimlerine halkın neden ilgi göstermediğini anlatıyor. Gerek yok mu(!). Nasıl olsa, işçi-köylü temsilcilerinin parlamento’da yüzde 51’lik bir çoğunluk sağlayacakları anayasal güvence altındaymış(!) vs.vs..
    Okuyun va kararı siz verin. Orta-Doğu’da suların iyice ısındığı bir dönemde, bu tür ajan müsveddelerinin daha önce de olsa, yazdıkları saçmalıkları gün ışığına çıkarmak önemlidir.
    Mihrac Ural adlı tasfiyeci soytarının Halk demokrasinin kalesi olarak göstermeye çalıştığı Suriye’yi, Suriyeli devlet yetkililerinin bile bu cesaretle savunamayacaklarını göreceksiniz.
    BELGE 2








    Üçüncü belge’de ise, ‘’SURİYE DİRENECEKTİR’’ diyor ve  ‘’Komünislere, sosyalistlere ve tüm demokrasi güçlerine düşen görev.... Suriye’yi aktif olarak desteklemektir’’ diye buyuruyor.
    Cephe. Sayı 33-34  sayfa 16 yıl 1986.


    Mihrac Ural, yüzlerce siyasi makale(!) yazdığını ve bizlerin bunları değil de kendisinin mafia ilişkilerinden bahsettiğmizi söylüyor ve yakınıyor.
    Sözüm ona, siyasi polemiklerle yaptıgı pisliklerin üstünün örtüleceğini ve dikkatlerin başka alanlara çekileceğini düşlüyor. Boşuna çaba. Mihrac Ural adlı devrimcilerin katili hırsız bir ajan müsveddesinin siyasi soytarılıklarıyla ugraşacagımızı sanması boşuna çabadır. Bu kişinin yazılarını eleştirmek, yada  siyasi polemik yapma gibi bir yanlışa düşmek,adı geçen soytarıya siyasi kan vermek olacaktır. Bu hataya biz değil ancak aptallar düşer.
    Bizim görevimiz. Bu ve benzeri yüz kızartıcı yazıları Suç BELGELERİ olarak devrimci kamuoyu’nun bilgisine sunmaktır.
    Devam edeceğiz...


    21 Şubat 2011 Pazartesi

    BU BİR BELGEDİR:MİHRAC URAL, BEDRİ YAĞAN’A KÜFREDİYOR.. NEDEN...?

    İbrahim YALÇIN


    Bu sitede daha önce yazdım. Mihrac Ural adlı ‘devrimcilerin katili’nin, BEDRİ YAĞAN adlı devrimciye, Öldürülmesinden sonra bile kin kusmaya devam ettiğini yazdım. Nedenlerini sordum, cevap vermedi. Susuyor.
    BEDRİ YAĞAN’ın ölüm yolunda neler oldu?
    Bedri YAĞAN’ın, Suriye’den ihbar edildiğini, bu ihanetin bir ucunda Mihrac URAL’ın, öbür ucunda ise Hanefi AVCI’nın olduğunu anlatmaya çalıştım.
    Aşağıdaki belgeyi okuyunuz. Mihrac Ural’ın, BEDERDDİN MAHİR imzasıyla yazdığı ve CEPHE dergisi Sayı; 66 Kasım 1993 tarihli sayısında, ÖRGÜTSEL HUKUKTA DEVRİMCİ TUTUM VE DEVRİMCİ-SOL HADİSESİ adı altında yayınlanan bu yazıyı oldugu gibi okuyucunun bilgisine sunuyorum.
    Mihrac Ural, bu yazıda, Bedri YAĞAN için KİN KUSUYOR. Küfrediyor ve Bedri’nin Öldürülmesi konusunda çok şey bildiğini söylüyor.
    Bedri YAĞAN için AHLAKSIZ diyor. Devrimci harekete zarar veren unsurlar olarak bahsediyor ve Dev-Sol’a ‘’bu tiplerden arınmanız çok iyi oldu’’ diyor. NEDEN..?
    Bedri YAĞAN adlı devrimci, Devlet güçleri tarafından kurşunlandı. İhbar’ın Suriye’den yapıldıgı biliniyor. Kim yapmış olabilir?
    Bedri YAĞAN, Kendi yerine, Nebil RAHUMA yoldaşımızı hapisten çıkartan bir devrimci idi. Öldürülmesinden sonra bile, Mihrac URAL tarafından ‘’ AHLAKSIZ’’ olarak suç(!)lanmasının nedeni nedir?
    Mihrac Ural’ın bir katil, bir muhbir bir hırsız ve devrimci düşmanı oldugu artık aşikârdır.
    Bedri YAĞAN’a olan ‘kin’i nereden geliyor?
    Bedri YAĞAN, Mihrac URAL hakkında çok şey öğrenmişti. Bedri’nin katledilmesine giden yolun temel taşları bu nedenle mi örüldü?
    Aşağıdaki belgeyi dikkatle okuyunuz.
    Mihrac Ural adlı katil, YUSUF’un ( Zihni Alan) öldürülmesini,’’ bir kişinin fevri davranışı’’(!) diye anlatıyordu. Yalan söylediğini biliyorduk. Aşağıdaki kendi yazısında, HAİN diye bahsettiği YUSUF için ‘’hak ettiği sonuçla karşılaştı’’ diyor.
    Mihrac URAL, daha geçenlerde, Alaeddin ÖZDEN için ‘’akıl adam’’ diyordu. Oysa 1993 tarihli aşağıda okuyacagınız bu belgede, aynı Alaeddin ÖZDEN için ‘’ karanlık adam’’ ‘’ polis’’ diyor.
    Bu belge bir ibret belgesidir.
    Okuyunuz ve Mihrac URAL adlı devrimcilerin katili, örgüt hırsızı ve hain bir işbirlikçi’nin kim oldugunu ögreniniz.
    Mihrac URAL, cevap vermelidir.
    Bedri YAĞAN’a duydugu bu kin’in nedeni nedir?
    Bedri YAĞAN için ‘’ahlaksız’’ diyebilecek kadar ileri ğiden bu adamın, Bedri’nin katledilşindeki rolü nedir?
    Bedri YAĞAN, YUSUF ( Zihni Alan) ve Alaeddin ÖZDEN için sarfettiği sözlerinin arkasında mıdır.
    Aşagıda okuyacagınız BELĞE’nin satır aralarına dikkat ediniz, Kendisini nasıl da ele veriyor...
    NOT: Belgelerin üzerine tıklayarak, büyütüp okuyabilirsiniz.
    ---






    Posted by Picasa



    Posted by Picasa

    12 Aralık 2010 Pazar

    MUHABARAT, ACİLCİLER’DEN NASIL PARA KAZANDI?



    Engin Erkiner


    İşin bu tarafını hiç düşünmemiştiniz değil mi?


    Bize ve bu ülkeye gelen her devrimci örgüte kollarını açmış görünen Suriye, adam kullanmanın ötesinde, sırtımızdan da iyi para kazandı.


    Sadece Mihrac Ural kazanmadı.

    Muhabarat da kazandı.


    Başlıkta sadece Acilciler’den diyorum ama gerçekte bütün devrimci örgütlerden para kazandılar.


    İbrahim Yalçın, cezaevi anıları kapsamında yakında konuyu anlatacak.


    1981 yılı Ocak-nisan arasında Suriye’de iken henüz Filistin kamplarına militan gönderilmesi söz konusu değildi. Antakya’dan, Adana’dan, Kayseri’den, kısacası ulaşılabilen her yerden Suriye’ye insan çağrılması da söz konusu değildi.


    Furya daha sonra başlamış…


    Furya ki, ne furya…


    Yaklaşık 600-700 kişi gelmiş.


    Tahmin edilebileceği gibi, getirilebilen herkes getirilmiş. Acilciler militanı olmaları şart değil, hatta devrimci olmaları bile şart değil.


    Bu insanlar para kazanmak için getirilmişler.


    Hepsi Filistin kamplarına yollanıyor ve Filistin örgütlerinin ödediği maaşlara da el konuluyor.


    Aylar boyunca iyi para birikiyor.


    1982’nin yaz aylarında İsrail ordusunun saldırısının ardından kamplara insan gönderilemez duruma geliniyor.


    Ne yapılıyor o zaman?


    İnsanlar mümkün olduğunca Avrupa ülkelerine gönderiliyorlar.


    Bu arada çok sayıda kişi inşaat işlerine sokuluyor ve maaşlarına da yine “örgüt adına”, Mihrac Ural’ın cebine inmek üzere el konuluyor.


    Soru: Bu insanlar nasıl Avrupa’ya gidiyorlar?


    Uçak biletinden söz etmiyorum. Gitmeleri için geçerli bir pasaport gerekli.


    Ek olarak, Şam havaalanı görevlilerinin bu gidişe göz yummaları gerekli…


    Duyduğum kadarıyla insanlar çok kötü pasaportlarla yola çıkıyorlar.


    Bunun olabilmesi için Muhabarat’ın cebine bir şeyler konulmuş olması gerek…


    Mihrac Ural, var mı yok mu belli olmayan örgüt adına çok kişinin parasını alıyor ve bu insanların ülke dışına çıkabilmesi için de parayı Muhabarat ile paylaşıyor.


    Hangi oranda paylaşıyor, bilmiyoruz.


    Başka türlüsü mümkün değil…


    Acilciler sadece Mihrac Ural’ı değil, Muhabarat’ı da zengin etmişler.


    Başka örgütlerden Fransa’ya giden insanların parasının da, “Orada Anadolu Der’den alırsınız” denilerek cebe indirildiğini biliyoruz.


    Mihrac Ural bu kişiler için de Muhabarat’a aracılık yaptı mı, bilmiyoruz.


    Yapmış olabilir, neden olmasın…


    Bu sonuca nasıl ulaştım?


    Muhabarat’ın parasız hiçbir iş yapmayacağı biliniyor.


    Çok sayıda insanın ülke dışına uyduruk kimliklerle çıkmasına göz yumması için mutlaka gerekli parayı almış olması gerekir.


    Sonuca ulaşmamda yardımcı olan bir başka neden ise, Mihrac Ural’ın 25 Milyon Dolar civarındaki servetinin bence az olması…


    Suriye adına Filistinliler arasındaki çatışmaya sürülerek öldürülen yoldaşlar adına alınan paralar ile, kamplardan toplanan yüksek miktarda parayı toplayın, bunlara işte çalışan yoldaşların maaşlarına el konulmasını da ekleyin…


    Ek olarak Türkiye’den de özellikle ilk dönemlerde bir miktar para gelmişti.


    Almanya’dan alınan yüksek miktardaki parayı da ekleyin.


    Bu ülkeden götürülen ve konaklama yeri olarak kiralanarak para kazanılan büyük çadırların gelirini de ekleyin…


    Bu servet az…


    Bu azlığın nedenlerinden bir tanesi, paranın bir bölümünün Muhabarat ile paylaşılmış olması olabilir.


    Ek olarak, Mihrac Ural’ın serveti tahminimizden daha fazla da olabilir.


    İki tane jip alıyor. Tanesi 60-70 bin Dolar olması gerek…


    Bir tane yeni Mercedes alıyor.


    Önceki Mercedes’i eskimiş de bu nedenle binemiyormuş soytarı…


    50 bin Dolar’dan aşağı değildir.


    Antakya’daki akrabalarına para yağdırdığını da unutmayalım.


    Babasına kutu içinde altın gönderiyormuş, baksanıza…


    Sınırda yakalanıyor.


    Malak ile büyük oğlu Zeki de çok masraflı insanlar…

    Velede isteği üzerine 700 Dolarlık yeni Nokia alınıyor…


    Bu kadar har vurup harman savurmaya dağ dayanmaz…


    Mihrac Ural’ın örgütten çaldığı parayla gösteriş merakını da buna ekleyin…


    Hatırlarsınız, Hasan Balcı, Nebil Rahuma’nın mezarını bulduğunda, bu soytarı, Antakya’dan ambulans göndermeyi teklif etmişti!


    Mezarı öldürüldükten neredeyse 30 yıl sonra bulunan birisi için ambulans göndermek…


    Duyan da zanneder ki Nebil’in naşı topraktan çıkarılacak.


    Gerçekte ise kalan sadece iskelettir.


    Soytarı gösteriş yapacak, biraz da salak tabii…


    Antakya’dan İstanbul’a gidiş geliş ambulans kiralanması para olarak ona dokunmuyor olsa gerek…


    Mihrac Ural hırsızdır. Örgüt parasının hırsızıdır.


    Çevresindeki kendisiyle ilişki içinde bulunan herkes de bu hırsızlığın ortağıdır.

    11 Ekim 2010 Pazartesi

    MEHMET KOÇ'UN ANISINA

    Aramızdan ayrılışının 45. gününde, babamız, arkadaşımız, yoldaşımız Mehmet Koç'u anma toplantısına dostları, yoldaşları ve tüm devrimciler davetlidir.



    16 Ekim 2010


    saat 16:00'dan itibaren


    CGT Espace Europe İnternational


    CGT Genel Merkezi)


    Adres: 263 rue de Paris


    93100 Montreuil Sous Bois

    10 Eylül 2010 Cuma

    MEHMET KOÇ'U SONSUZLUĞA UĞURLADIK


    MEHMET KOÇ 8 EYLÜL SABAHI TOPRAĞA VERİLDİ. CENAZESİNE KALABALIK BİR KİTLE KATILDI. FRANSA’DAN ARKADAŞLARI, ANKARA, İSTANBUL, ADANA VE MERSİN’DEN GELENLER İLE EŞİ VE KIZI GÜLSEREN KOMÜNİST KOÇ’UN TÖRENİNDE HAZIR BULUNDU. SENDİKACI ARKADAŞLARI İLE ESKİ DEV MADEN SEN BAŞKANI MÜSLÜM ŞAHİN ORADAYDI. TESLİM TÖRE VE ESKİ ARKADAŞLARI AYRI AYRI MESAJ YOLLADILAR . SAYGI DURUŞUNDA BULUNULDU. SAYGI DURUŞUNDAN SONRA ADİL OKAY ONUN ANISINA BİR KONUŞMA YAPTI. DAHA SONRA ESKİ ARKADASLARI, YOLDASLARI MEMET KOÇ'UN ANISINA KONUŞMALAR YAPTILAR. GÜLE GÜLE MEHMET KOÇ... RUHUN SEN OLSUN.



    "Yeraltı Maden-İş sendikası kuruculuğu, Hasan Basri Temizalp ile tanışması ve İlker Akman, Hasan Basri Temizalp ve Yusuf Ziya Güneş yoldaşların katledildiği Malatya olayları sonrasında tutuklanışı, hapishane günleri... Ankara Büyük Şehir Belediyesindeki işçi mücadelesi ve sonrasında Suriye ve de Filistinli yıllar... Ardından Avrupa, Acilci’lerden ayrılış ve Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP) militanlığı... Türkiye’ye dönüş ve yeniden sıcak mücadele yılları...


    Birleşik Sosyalist parti (BSP)si listesinden Ankara Yenişehir belediye başkan adaylığı ve bir kez daha Avrupa...


    Mehmet Koç yoldaş güzel yaşadı. Dolu dolu yaşadı ve heyecanlı yaşadı. Hep umut doluydu, hiçbir zaman karamsar olmadı. Aynı anda birkaç işi birden yapmaya alışkın ve bir o kadarda becerikliydi.


    Yardımsever bir kişilikti. Karşısındaki kişinin devrimci olması yeterliydi. Hangi örgütten olup olmadığının hiçbir önemi yoktu. İhtiyacı olduğunu bildiği insana, elindeki son lokmasını vermekten tereddüt etmeyen bir yapısı ve insan yüreği taşıyordu.


    Mehmet Koç, nesli tükenmekte olan son komünist dinazorlardandı. " (Basından)


    www.adilokay.com


    8 Eylül 2010 Çarşamba

    GÜLE GÜLE MEHMET KOÇ...



    İbrahim Yalçın 


    Mehmet Koç yoldaşımız, bu sabah, saat 8.30’dan itibaren ülkesinde olacak.


    Kısa ama, dopdolu ve baş eğmeyen onurlu bir yaşamın ardından, sonsuza kadar, huzur içinde dinlenecektir.


    Mehmet Koç, Malatya’nın, Hekimhan’a bağlı Köyü Köyü’nde 05.09.1946 tarihinde dünyaya geldi.


    64 yıl yaşadı ve bir kez olsun doğum gününü kutlamadı. 65 yaşının ilk günlerinde, doğduğu yerde, yoldaşlarıyla, ailesiyle, dostları, sevenleri ve hemşerileriyle birlikte olacak. 65. Yaş gününü hep birlikte kutlayacağız..


    Kardeşi Yüksel’in söylediğine göre, bütün köy halkı, evlerinin kapısını ardına kadar Koç’un yoldaşlarına, dostlarına ve sevenlerine açmıştır.


    Mehmet Koç yoldaşımız, 64 yıllık onurlu yaşamına layık bir törenle, güller ve karanfiller içersinde festival havasıyla uğurlanacaktır.


    Vasiyeti üzerine, Paris’te dini tören yapılmadı, Malatya’da da yapılmamasını istemesine rağmen, Köyünde bulunan aile meclisinin vereceği karara saygılı olacağız.


    Yaşamının son saatlerine kadar, o her zamanki esprili tavrı ve ışıl ışıl gülen gözbebeklerindeki umut ışıklarını hiçbir zaman unutmayacağız.


    Son ana kadar bizlere moral verdi. Son saatlerine kadar Türkiye’de neler oluyor diye sordu ve öğrenmek istedi. Referandum sonuçlarını merak etti. Kürt özgürlük hareketinin geleceği üzerine yorumlar yaptı. Türkiye sosyalist hareketi içersindeki sözüm ona kimi ‘’lider’’ler üzerine alaycı fıkralar anlattı.


    Teslim Töre’nin ve Engin Erkiner’in ziyaretleri ile moral buldu. Engin Erkiner gittikten sonra, kulağıma eğildi ve esprili bir şekilde ‘’ yahu, bu adam hiç değişmeyecek galiba, Çavuşesku gibi duruyor baksana’’ diyerek bizi güldürdü.


    Kenan Kalyon ve Ergun Adaklı’yı sordu ve ‘’onları da görebilseydim keşke’’ sözünü, bir kaç kez ve üst üste tekrar etti.


    Suriye’de, FKÖ çiftliğinde tanıştığı Mahir Sayın’dan öğrendiği elektrik tamiratının, kendisine önemli olanaklar yarattığını, Suriyeli köylülerle geliştirdiği ilişkilerinde bu işin öneminden söz etti.


    Haydar Yılmaz’ın son ziyareti ve ayrılışı anında, ‘’hoşça kal yoldaş’’ diye sarılıp öpmesi sırasında, gözlerinin yaşardığını ve ağlamaklı olduğunu gizlemeksizin, usul usul el sallayışı, ‘’ bu bizim son karşılaşmamız’’dır sözünün, söylenmeden anlatılmış haliydi.


    İrfan Dayıoğlu, Nuray Bayındır, Hasan Cabir ve ben hastane günlerinde hep başucundaydık. Paris’te olup da hastanede ziyaretine gelmeyen devrimci hemen hemen yok gibidir.


    Mehmet Koç, sadece bizim değil, tüm devrimcilerin yoldaşı olmuştu. Devrimciler başta olmak üzere, dostları ve tüm sevenleri aylarca ziyaretine gelerek bir gün olsun yalnız bırakmadılar.


    Mehmet Koç, hastaneye yatmadan önce anılarını kameraya anlatmaya başlamıştı. Hastanede de buna devam etti. Karşılıklı konuşuldu, sorular soruldu ve yaşadığı sürecin ayrıntılarına kadar öğrenilmesi için çaba sarfedildi.


    Yeraltı Maden-İş sendikası kuruculuğu, Hasan Basri Temizalp ile tanışması ve İlker Akman, Hasan Basri Temizalp ve Yusuf Ziya Güneş yoldaşların katledildiği Malatya olayları sonrasında tutuklanışı, hapishane günleri... Ankara Büyük Şehir Belediyesindeki işçi mücadelesi ve sonrasında Suriye ve de Filistin’li yıllar... Ardından Avrupa, Acilci’lerden ayrılış ve Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP) militanlığı... Türkiye’ye dönüş ve yeniden sıcak mücadele yılları...


    Birleşik Sosyalist parti (BSP)si listesinden Ankara Yenişehir belediye başkan adaylığı ve bir kez daha Avrupa...


    Mehmet Koç yoldaş güzel yaşadı. Dolu dolu yaşadı ve heyecanlı yaşadı. Hep umut doluydu, hiçbir zaman karamsar olmadı. Aynı anda birkaç işi birden yapmaya alışkın ve bir o kadarda becerikliydi.


    Fransızca’sı iyi değildi, yok denecek kadar zayıftı. Buna rağmen, en iyi dil bilenlerden daha fazla Fransızla ilişkisi vardı. Paris’teki devrimciler arasında Mehmet Koç için söylenen yaygın bir söz vardır. ‘’ bu adam, hiç dil bilmemesine rağmen becermediği hiç bir şey yok, eğer iyi bir dil bilseydi, Fransa’nın altını üstüne(!) getirirdi...’’ Bu söz, Mehmet Koç’un ne kadar becerikli bir kişi olduğunu gösterir.


    Hiç unutmam, bir gün bana geldi ve gülerek,‘’ bugün ne oldu biliyor musun?’’ dedi. Merak ettim ve ‘’ yine ne oldu’’ dedim.’’ Bu sabah, zenci bir adamla kavga ettim, meğer benim kavga ettiğim adam Nijerya’nın eski devrik başkanıymış’’ dedi.


    Yardımsever bir kişilikti. Karşısındaki kişinin devrimci olması yeterliydi. Hangi örgütten olup olmadığının hiçbir önemi yoktu. İhtiyacı olduğunu bildiği insana, elindeki son lokmasını vermekten tereddüt etmeyen bir yapısı ve insan yüreği taşıyordu.


    Mehmet Koç, nesli tükenmekte olan son komünist dinazorlarımızdandı.


    Küçük çaplı, tatlı çapkınlıkları elbette vardı. ‘’ nasıl anlaşıyorsun(!)’’ diye sorduğum zaman, ‘’ aşkın dili yok cemal’’ derdi...


    Çok boyutlu, çok yönlü ve on parmağında on marifet bulunan sevgili yoldaşımız artık bizlerle değil.


    Mahir’lerin, Deniz’lerin, Kaypakkaya’ların İlker Akman’ların, Hasan Basri’lerin, Nebil Rahuma’ların yanına uğurluyoruz onu.


    Güle güle sevgili arkadaşım.


    Güle güle sevgili yoldaşım.


    Güle güle güzel İnsan.


    Rahat uyu.


    Seni hiç unutmayacağız.


    Seni, yüreklerimizin sımsıcak köşesinde sevgiyle anacağız...

    2 Eylül 2010 Perşembe

    MEHMET KOÇ ARTIK YAŞAMIYOR


    Engin ERKİNER


    18.30’da İbrahim telefon etti ve Mehmet Koç’un öldüğünü haber verdi.
    Birkaç günden beri konuşulanları anlıyor ama cevap veremiyordu.
    Doktor az bir zamanının kaldığını söylemişti.
    Mutlu öldü…
    İstediklerini yapmıştı ve mutluydu…
    Paris’teki yoldaşları onu hemen her gün ziyaret ediyordu.
    Almanya’dan, İsviçre’den ve başka ülkelerden yoldaşları da ziyaretine gelmişlerdi.
    Bu durum onu ayrıca mutlu ediyordu.
    Konuşabildiği günlerde yaşam öyküsü ayrıntılı olarak teybe ve filme alınmıştı.
    Nebil Rahuma ile hazırlıkları yapılan kitaptan sonra Mehmet Koç’un kitabını hazırlayacağız.
    Bilinir, devrimci hareket insanının değerini bilmez.
    Bildiklerini de, o da isimleri çok duyulmuşsa, ancak öldükten sonra bilir.
    Mehmet Koç için bu değer bilmeyi O yaşarken de yapabildik.
    Güle güle yoldaş…
    Merak etmediğini biliyorum, yapacağımızı bildiğini biliyorum ama yine de tekrarlayayım:
    Yaşamın ve anın bu ülkenin devrimci hareketinin tarihine kazınacaktır…




    MEHMET KOÇ YOLDAŞI KAYBETTİK

    NURAY BAYINDIR – İRFAN DAYIOĞLUUzun zamandır amansız hastalıkla boğuşan Mehmet Koç, 2 Eylül 2010 günü itibarıyla aramızdan ayrıldı. Türkiyeli hemen hemen tüm devrimci örgütlerin yakından tanıdığı 68 kuşağı komünistlerinden, İlker Akmanın, Hasan Basri’nin, Yusuf Ziyanın yoldaşı sevgili Mehmet Koç artık fiziki olarak aramızdan ayrıldı. 1946 Malatya doğumlu Mehmet Koç uzun yıllardır sürgün hayatı yaşadığı Paris'te hastanede kanser tedavisi görmekteydi. Ancak amansız hastalığa fiziki olarak daha fazla dayanamadı ve bugün daha önceden uğurladığı devrimci yoldaşları ile buluşmak üzere bizlerden ayrıldı. Onun anısı önünde eğiliyor ve devrimci mücadelesini sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyuna ilan ediyoruz.


    Mehmet Koç, 1968 yılından bu yana, işçi sınıfının ve emekçi halklarımızın kurtuluşu için çeşitli sahalarda mücadele yürüten bir yoldaşımızdı. THKP-C HDÖ(Acilciler) örgütünün kurucuları İlker, Ziya ve Hasan'ların 26 Ocak 1976'da Malatya Beylerderesi’nde öldürülmelerinden sonra yapılan operasyonlarda ilk gözaltına alınanlardan olan Mehmet Koç bir yıl hapis yatan ilk Acilcilerdendi. Daha sonra işçi sınıfı mücadelesine sendikacı olarak devam eden Mehmet Koç, 12 Eylül öncesi Lübnan'a geçer ve Filistin halkının mücadelesinde yer alır. Daha sonra kendi çabasıyla yarattığı olanaklarıyla bir çiftlik açan Koç bu çiftliğini başta yoldaşları olmak üzere, 12 Eylül zulmünden kaçan tüm devrimcilere açar. Suriye'den yolları geçip de Koç'u tanımayan hemen hemen hiç bir Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimci yoktur o dönemde. Koç yardımseverliğiyle, emekçiliğiyle, çalışkanlığı ve yaratıcılığıyla hepimize örnek olmuş bir yoldaşımızdı. Tanıyan, tanımayan Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin, hepimizin başı sağ olsun.


    Mehmet Koç son günlerini çocukları ve yoldaşları ile geçirdi. Hemen her gün eski yoldaşları, Türkiyeli devrimciler baş ucundaydı. O Engin yoldaşın deyimiyle mutlu ölen yoldaşlardan biri oldu. Görüşmelerimizden birinde aynen şöyle dedi: “biliyor musunuz ben yıllardır görmek istediğim tüm yoldaşlarımı, arkadaşlarımı gördüm, çocuklarım, kardeşim, hanımım yanı başımda, bundan daha mutlu bir son olabilir mi? İnsan için. Ben bu mutluluğu yaşıyorum. Gözlerim açık gitmeyeceğim. Size hayatımı anlattım. Beni tanıyanları da dinleyin ve bir kitap haline getirin” tek isteğim bu. Beni ve mücadelemi gelecek kuşaklar bilsin diyordu Mehmet Koç yoldaş. Bizler de onun yoldaşları olarak söz veriyoruz, seni unutulmayan, unutturulamayan devrimcilerin kervanına katacağız ve yaşamını yazarak ölümsüzleştireceğiz.


    Mehmet Koç yaşamı boyunca ezilenin, horlananın, ötekileştirenin, yok sayılanın yanında yer aldı. Bir parça ekmeğini ihtiyacı olan her insanla paylaştı. Bundan dolayı sevildi, sayıldı. Sevilmeye ve sayılmaya da devam edilecektir. Dostlarına karşı bu kadar sevecen olan Koç, sınıf düşmanlarına karşı ise tavizsizdi. Her koşul ve şart altında devrimin düşmanlarına canı pahasına karşı durduğunun canlı tanıklarıyız. O aramızdan fiziki olarak ayrıldı ancak ruhu hep bizimle birlikte olacak, emekçilerle, işçi sınıfı ile birlikte anılacaktır. O kelimenin tam anlamıyla bir sınıf önderi, bir halk kahramanı olarak yaşadı, ona yaraşır bir şekilde de, başı dik, yoldaşlarının ve ailesinin sıcak kollarında çan verdi. Ne mutlu borçsuz ölenlere, ne mutlu, halkın yüreğinde ilelebet yaşamayı hak edenlere, ne mutlu bize ki, Mehmet Koç gibi bir yiğit ile yoldaş olduk. İlkerlerin, Hasanların yoldaşının yoldaşları olduk.